SİZLERE BAYRAM ŞEKERİ OLARAK BU YAZIMI İKRAM ve TAKDİM EDİYORUM – MUHSİN AKIL

0
178

Değerli Okuyucularım; Bu YAZIMI Bir Bayram Tebrik Mesajı, İkram Edilen Bir Bayram Şekeri veya Bir Bayram Tokalaşması, Bir Bayram Sarılması Olarak Kabul Edin!..

Muhsin AKIL

Gazetecilik ve yazarlık hayatım boyunca nice bayramlar gördük ama bu bayram gibisini ilk defa görüyorduk. Çünkü bu Ramazan Bayramı’mıza Korona bulaşmıştı! Korona’nın gölgesinde yapıyorduk bayramımızı. İslam dünyası ve Türkiye’deki Müslümanlar olarak dörtduvar arasında, tedbirli, karantina altında ve hüzünlü bir bayram geçiriyorduk. Oysaki önceki bayramlarda da geçmişteki diğer tüm bayramları özler ve hasretle anardık. Hatta hepimizin dilinden düşmezdi çocukluktaki bayramlarımız. Bu bayram, bırakın çocukluktaki bayramlarımızı bundan önceki tüm bayramlarımızı bile arattı bize. Hele bir de gazeteci ve yazarsanız döktürürdünüz özlem ve hasret dolu geçmişteki bayram özlemlerinizi… Ya bu bayram! Evet, bu bayram bir başka oldu! Bu bayram hayatımızda belki de bir ilk oldu!

Evet, çocukluktaki bayramlarda ilk aklımıza gelen aile büyüklerimizin (babalarımızın ve annelerimizin) bize almış oldukları rengarenk giysiler ve pabuçları nasıl da hatırlamayız… Ertesi gün bayram olsa bile daha arife gününün akşamında giyinir ve öyle yatardık yatağımıza… Sizi bilmiyorum ama ben çocukluğumda babamın almış olduğu elbise ve ayakkabı ile yattığım günleri daha dün gibi hatırlıyorum. Hele kapı kapı dolaşıp şeker topladığımız günler… Sabahın erken saatinde babamızın koluna girip bayram namazı kılmaya gittiğimiz günlerini… Bayram namazı sonrası daha cami önünde başlayan bayramlaşmaları… Tokalaşmaları, sarılmaları ve el öpmeleri… Ve büyüklerimizin elini öperken bize verdikleri bayram harçlıkları… Evet, hiç unutabiliyor muyuz geçmişteki anılarımızdaki bu güzel, unutulmaz bayram günlerini…  O yüzden daha çok el öpmek için yakın akrabalarımızın ellerini öperken diğer akraba çocukları ile nasıl da yarışırdık… Çocuk halimizle de olsa hep yaşadık bunları…

Peki, şu anda içinde olduğumuz 2020 yılının Mayıs ayının son günlerindeki Ramazan Bayramı’nı nasıl geçiriyoruz dersiniz?! Şimdi karşılaştırın çocukluktaki ve bundan önceki bayramlarla… Çocukluktaki bayramları da geçtik bundan bir önceki bayramı bile nasıl özlemiş olduğumuzun farkındayız değil mi?! Bundan bir önceki bayramlarda büyüklerimizin şikayetleri vardı! Yurt dışında (gurbette), başka illerde yaşayan çocuklarının bayramlaşmak için kendilerini ziyarete gelmediklerinden yakınmaları… Bilhassa yurt dışındaki çocukları, torunları veya yakınları bayram izinlerinde Türkiye’ye gelseler bile formalite, adet yerine gelsin diye ailelerinin evine öylesine bir uğrayıp sahil illerinin birinde daha önceden ayırtmış oldukları otellerine yerleşmek için alel-acele gitmeleri… Ya formalite, öylesine bile olsa babasının, annesinin, kardeşlerinin (aile büyükleri olarak her kim var ise) yanlarına uğramadan tatil yapıp tekrar yurt dışına dönenler bile oluyordu. Ve başka illerde olan çocuklarının, torunlarının bayramda kendilerini ziyarete gelmeyip onların da bir sahil ilinde tatil yapmaları annelerine, babalarının yüreğini yaralamıyor muydu?! Hem nasıl… Ve bayram öncesi gurbette, başka şehirde yaşayan çocuklarının ve torunlarının yolunu dört gözle bekleyen büyüklerimizin içlerindeki burukluk, acı, özlem ve hasret nasıl anlatılabilir…

İşte 2020 yılının Mayıs ayının son günlerinde yaşadığımız Ramazan Bayramı’nda bile bu buruk, acı, hasret, özlem ve sitem dolu bayramları bile nasıl da özledik. Çünkü çocuklarımızın bırakın yurt dışından, başka şehirlerden bayramlaşmaya gelmelerini, aynı şehirde olsalar bile Korona’dan dolayı bayramlaşmaya gelememeleri nasıl da dokunuyor insana… Gelememe sebepleri şayet yolda-sokakta, arabada, otobüste ve uçakta her nerede isek belki bize de koronavirüs bulaşır ve bu sefer biz de ailemize  Koronavirüs bulaştırırız korkusu yüzünden bazılarımız, büyüklerinin veya küçüklerinin bayramlaşmasına gidemedi bu bayram…  Dikkat edin bazılarımız diyorum!.. Yine biz millet olarak farklı bir yapıya sahibiz; çoğumuz her türlü tedbiri/önlemi alarak (maske, eldiven vs.) he şeyi göze alıp bunca riske rağmen mutlaka gitmişizdir büyüklerimizin veya küçüklerimizin yanına bayramlaşmak için…

Ya bir de sokaklarda terkedilmiş, bilinmedik sebepler yüzünden sokaklarda yaşayan, kendi kaderleriyle başbaşa bırakın, özgüvenlerini kaybetmiş, kendi kaderlerine boyun eğmiş, yalnız, perişan ve aç bir şekilde yaşayan vatandaşlarımızı bir düşünün… Acaba onlar nasıl bir bayram kutluyorlar dersiniz?! Onların bayramları var mıdır? Belki de bayramdan bile haberleri bile yoktur onların… Yani,  bayramları bile hafızalarından silip atmışlardır. Onların tek bayramı o gün kursaklarının bayram baymasıdır. Onların tek bayramı hava soğuksa sığınacak bir barınak bulmalarıdır. Onların tek bayramı o günün gecesini rahat bir uyku ile geçirmeleridir. Bize göre bayramlarımız onlar için sıradan bir gündür… Ömürleri boyunca bayramı bile bile hatırlayamayan insanlar olması… Her birimiz, her gün, yolda, sokakta, caddede, parklarda, kuytu köşelerde, köprü altlarında bu tür insanlardan onlarcasını görmekteyiz. Hangi birimiz onları gördüğümüzde içimiz cız ediyor. Hangi birimiz onları gördüğünde onlara bir nebze de yardımcı olmak için iki dakikasını ayırabiliyor. Hangi birimiz onların o andaki acısını, derdiğini, açlıklarını paylaşabiliyor. Hangi birimiz onların dertlerini dert edinebiliyor.  Ya bir de onlardan daha kötü şartlarda ve daha da sorunlu bir hale yaşayan sokağa terkedilmiş uyuşturucu kullanan gençlerimizi ve çocuklarımızı bir düşünün. Onların da bayramları yoktur. Onların bayramları bir an önce bulabilecekleri uyuşturucu ile kafalarını yatıştırmaktır. Bu uyuşturucu parasını bulabilmek için ya kapkaç, ya hırsızlık ya da dilencilik yaptıklarını da çok iyi biliyoruz. Her gün bu tür insanların da onlarcasını görmekteyiz yolda, sokakta, parkta…

Ve bir Müslüman olarak dünyadaki bütün Müslümanların KARDEŞ olduğu bilinci içinde bu insanların açlık, sefalet veya esaret içinde olmaları… Daha doğrusu bir Müslüman olarak dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun dünyadaki tüm aç, yoksul, sefalet, esaret ve zulüm içinde yaşayan insanlar da bizi çok yakından ilgilendirmektedir. Yüce dinimiz İslam’ın insanı ve vicdanı olarak üzerimize yüklediği bir sorumluluktur. Evet dünyadaki aç, sefil, esir/köle, esaret ve işkence altında yaşayan Doğu Türkistan’da, Filistin’de, Afrika’da bu şekilde olan yüzbinlerce Müslümanın olduğunu hatırlayın hele bir… Bizler belki de hayatımızda ilk defa böylesi yalnız, karantina altında ve biraz da korona korkulu yarı bir bayram yaşıyoruz… Ya onlar… Onlar yıllardır açlık ve sefalet içinde…

Yıllardır kısmi de olsa Müslüman kardeşlerinden gelen gıda ve giysi yardımları bir nebze olsa nefes almış olsalar bile bu durum daimi değildir. Ya bir de bu yardımların ulaştırılamadığı diğer Müslümanlar… Doğu Türkis’tan’da, Arakan’da işkence ve zulüm altında bayramdan bile bihaber olan Müslümanların halini hele nicedir diye bir düşünelim… Onların haline bakıp  kendi halimize mi şükredelim yoksa onların dertlerini mi dert edinelim. Bir Müslümana hangisi yakışır dersiniz. Evet, Müslümanın derdiyle dertlenmeyen!… Ne demek istediğimiz sizler çok iyi biliyorsunuzdur.

Biz yine de ne kadar uzaklarda olsalar da ne kadar esaret, zulüm ve işkence altında yaşasalar da bir Müslüman olarak onların dertleriyle dertleniyor ve onların da mübarek bayramlarını kutlayarak dualarımızı gönderiyoruz… Allah(cc) yar ve yardımcıları olsun… Onları asla ve asla unutmayalım… Müslümanların Kardeş olduğu bilinci içinde dünyada açlık-sefalet, esaret, işkence ve zulüm altındaki tüm Müslümanlar ile birlikte İslam Alemi’nin ve siz değerli okuyucularımızın mübarek Ramazan Bayramı’nı kutluyor ve tebrik ediyoruz…