SALGIN HALA KONTROL ALTINA ALINMADI: REHAVET, BÜYÜK BİR FELAKETE YOL AÇABİLİR! O Yüzden Bir An Önce Toplumsal Sağlık Psikolojisi Uzmanlarına İhtiyaç Var!.. Muhsin AKIL

0
255

Muhsin AKIL

Bu yazımı hiçbir alakası olmadığı halde kendimi sanki toplumsal sağlık psikolojisi uzmanı gibi düşünerek yazmaya çalışacağım!..

KORONAVİRÜS SALGINI üzerine devletimizin başarısından gurur duyuyorum. Gerek Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan, gerek Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca ve gerekse Bilim Kurulu Üyeleri’nin bugüne kadar vermiş olduğu MÜCADELE takdire şayandır. Birkaç aydır ne olup-bittiğini gözümüzle görüyoruz. Ve şahit oluyoruz. Bizler de araştırmacı gazeteci olarak denizde damla, bir nebze katkımız olsun diye günlerdir bu tür yazılar yazmaya gayret ediyoruz.

Sağlık Bakanlığı’nda yetkili değilim. Bilim kurulu üyesi de değilim. Sağlıkçı ise hiç değilim… Fakat mesleğimizden dolayı üzerimizde sorumluluklar var. İşte bu sorumlulukların bilinci içindeyim. Yılların araştırmacı gazetecisi ve yazarı olarak şu anda dünyayı kasıp-kavuran Koronavirüs(Covid-19) salgını üzerine toplumumuzu uyaran yazılarıma devam edeceğim.

Yukarıda yazıma başladığımda da bahsettiğim gibi tekrar edecek olursam, ben bu yazımı hiçbir alakası olmadığı halde kendimi sanki toplumsal sağlık psikolojisi uzmanı gibi düşünerek yazmaya çalışacağım! Bütün dileğim ve arzum devlet olarak bir an önce Koronvirüs (Kovid-19) salgın hastalığına karşı deneyimli, tecrübeli, birikimli Toplumsal Sağlık Psikoloji Uzmanları’nın yetişmesi… Ki yetiştirilmesi… Peki, bu nasıl olacak ve sebebi nedir diye sorulacak olursa izah edeyim.

Ben hep çok düşündüm. Bir eksiğimiz var ama nedir diye?! Evet, bir eksiğimiz vardı! Koronavirüs (Covid-19) üzerine günlerdir yoğunlaşarak araştırmalar sonucunda bu eksiği nihayetinde buldum. Yani, Türkiye olarak ki devlet olarak bizim Toplumsal Sağlık Psikolojisi Uzmanlarına ihtiyacımız vardı. Bu güne kadar bu durum (Toplumsal Sağlık Psikoloji Uzmanlığı) tesadüfen, kendi halinde gelişerek icraata kondu. Ama adı konmamıştı! Yani, kolektif çaba/gayretin sonucu olarak yürürlüğe girmişti. Gerek devlet ve gerekse sağlık bakanlığı ve bilim kurulu üyeleri olarak kolektif bir mücadele sonucunda farkında olmadan bunu gerçekleştirdik. Ama tesadüf diyorum. Mecburduk…

Şimdi ben diyorum ki, bir an önce bahsetmiş olduğum Toplumsal Sağlık Psikolojisi Uzmanlığı hususunda devlet el atmalı. Ayrı birim birim, bilim dalı ve branş olarak bu konuyu masaya yatırıp kısa bir zamanda yürürlüğe koymalı. Elbet ki psikologlarımız var… Hem de sağlık üzerine… Aile, çocuk, kadın vs. psikolojisi uzmanları gibi… Benim kastettiğim bu değil. Koronavirüs vb. salgınlarla mücadele konusunda toplumsal sağlık psikolojisi uzmanları yetiştirmeliyiz. Ben bunu devletimize öneriyorum. Ve toplumsal sağlık psikoloji uzmanları tamamen doktorlardan oluşmalı ve her branştan olmalı… İnşaalllah bu yazımı birileri okur da ciddiye alır diye temenni ediyorum.

Ben konu ne olursa olsun; ister siyasi, ister ekonomik, ister terör, ister dış politika, ister istihbarat vs. geçmişte yapmış olduğum gibi üzerine durduğum konuyu enine, boyuna, derinliğine araştırdıktan sonra kaleme alıp kendi düşüncelerimi yazıyorum. Aynı zamanda üzerinde durduğum konunun tarihi, toplumsal ve psikolojik boyutlarını da inceden-inceye irdeliyorum. 2019 yılından bu yana dünyayı kasıp-kavuran Koronavirüs(Covid-19) salgını üzerinde yazarken de aynı inceliği, titizliği ve hassasiyeti gösteriyorum. Bu tür araştırma yazıları üç-beş dakikada okunabilir. Fakat üç-beş dakikada okunabilecek hale gelmesi için belki de saatlerce, günlerce uğraşı verildiği bilinmelidir.

İlk defa Çin’in Vuhan şehrinde başlayıp kısa bir süre içinde bütün dünyaya yayılan KORONAVİRÜS (Covid-19) salgını üzerine Aralık 2019’dan bu yana gerek yazılı, gerek görsel ve gerekse sosyal medyadan takip ettiğim haber, araştırma, inceleme, bilimsel yazılar üzerinde bugüne kadar uyarıcı birçok yazılar yazdım. Hatta ilk yazılarım arasında Koronvirüs (Covid-19) salgının Biyolojik Savaş ürünü olabileceğini, yani laboratuvar menşeli olduğuna dair bazı bilgi, belge, araştırma ve haber kaynaklarından yola çıkarak önemli tespitlerde bulunmuştum. Bu tespitlerim doğru da olabilir yanlış da olabilir. Zaman her şeyi gösterecektir.

Salgın dünyada hala sona ermedi. Can almaya devam ediyor. Yani, salgın dünyada kontrol altına alınamadı. Ve alınması da çok zor… O yüzden daha bir hayli zaman var. Gerçi bu konuda Dünya Sağlık Örgütü gerekli açıklamayı yaptı. Biz şimdi şu anda salgının dünyadaki boyutuna bakalım. Şu anda en çok vaka ABD’de… ABD’de 1 milyon 422 bin 164 kişi Kovid-19’a yakalandı. ABD’nin ardından en fazla vaka görülen ülkeler sırasıyla İspanya (271 bin 95), Rusya (242 bin 271), İngiltere (229 bin 705), İtalya (222 bin 104), Brezilya (180 bin 737), Fransa (178 bin 60) ve Almanya (173 bin 824) oldu. Türkiye’de ise  vaka sayısı son verilerde 143 bin 114 olarak açıklandı. Bütün bu rakamlar gösteriyor ki Koronavirüs belası öyle kolay kolay çekip-gitmeyecek! O yüzden Türkiye olarak daha çok dikkat etmeliyiz.

Sizler de çok iyi hatırlayacaksınız ki önce Avrupa ülkelerinden İtalya, sonra İspanya’yı daha sonra da diğer Avrupa ülkelerini çok zor duruma düşüren Koronvirüs salgını bazı ülkelerin sağlık sistemini bile felç etmişti. Ve nihayetinde İngiltere zor duruma düştü. Şimdi de ABD ve Rusya… ABD Başkanı Trump’ın dengesiz açıklamaları, vurdumduymaz tavırları ve polemikleri yüzünden bir hayli panik yaşayan ABD halkı da ne yapacağını şaşırmıştı. Trump hep Çin’i suçladı. Zaten Çin ile aralarındaki ticaret savaşını Koronavirüs ile iyice körükleyerek adeta Çin’e ateş püskürüyordu. Hatta Dünya Sağlık Örgütü’nü bile Çin yanlısı olarak suçladı.

Koronavirüs salgını dünyayı kasıp-kavururken Türkiye’nin almış olduğu tedbirler/önlemler nihayetinde meyvesini vermeye başladı. Dünyada olduğu gibi Türkiye’yi de kapsamı içine alan Koronavirüs salgını üzerine Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanımızı Fahrettin Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu üyelerinin gece-gündüz demeden günlerce toplumu uyardılar. Alınacak olan tedbirler konusunda önemli kararlar alarak günbegün açıklamalar yaptılar. Bilhassa sosyal mesafe, maske, alınacak tedbir ve önlem kuralları konusunda hemen hemen her gün önemli uyarılarda bulundular. Yine aynı şekilde bazı kurumlar, özel şirketler ve medya kuruluşları bu hususlarda toplumu uyarıcı yayınlar yaptılar.

Türkiye devletiyle, kurumlarıyla, tüm sağlık ordusuyla birkaç aydır vermiş olduğu Koronavirüs mücadelesi olumlu/pozitif sonuçlar vermeye başlamıştı. Vakalar ve ölümlerde büyük oranda düşüş başlamıştı. Türkiye başından sonuna akıllıca adımlar attı. Çok titiz ve hassas bir şekilde Koronavirüs mücadelesini götürdü. Şimdi de ülke meyvelerini alma aşamasına geldik diyeceğim ama hala kafamızı karıştıran, bizleri ürküten ve korktuğumuz şeyler var da demeden geçemeyeceğim. Yani, salgını tam kontrol altına almak üzereyken REHAVET… Devletin bilinçli rahatlatmaya gitmek için serbestlik ve gevşeme adımlarını suistimal edenler!..  Yani, Koronavirüs’ün kontrol altına alındığı ile ilgili veriler hepimizi sevindiriyordu. Artık adım adım kontrollü gevşeme, serbestlik yolunun da kapısı açılmıştı. Bilhassa sokağa çıkmada zorunlu yasaklar üzerine çocuk ve yaşlıları sevindiren kararlar alındı ve uygulandı. Hala da peyderpey uygulanmaya da devam ediliyor.

Buraya kadar her şey güzel… Fakat ne zamanki kontrollü serbestlik ve gevşemeye gidildi işte o zaman büyük bir rehavet, kendini salıverme ve vurdumduymazlık başgösterdi. Bazı şehirlerde sosyal mesafe konusunda hiç mi hiç dikkat edilmedi. Maskesiz sokağa çıkanlardaki artış… Bazı alanlarda, meydanlarda, caddelerdeki kalabalıklar… Sanki salgın sona ermiş gibi bir hava esiyordu… Televizyon haberlerindeki görüntüler, gazetelerdeki resimler maalesef böylesi bir rehavetin başladığının aleni göstergeleriydi. Bilhassa havaların ısınması, dışarısının cazibeli hale gelmesi, evdeki bunalmanın vermiş olduğu stres ve gerilimi atabilmek için biran önce kendilerini sokağa atanlar bu gidişatın hiç de iyiye gitmediğinin habercisiydi. Tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Devletin bu konudaki sürekli uyarıları da ciddiye alınmıyordu. Rehavet, sabırsızlık ve kendini salıvermenin getireceği korkunç sonuçları bir hayal edin!.. Bugüne kadar alınan bütün tedbirler/önlemler boşa gidebilir… Bugüne kadar verilen bütün emekler uçup gidebilir… Bugüne kadar bütün umutlar da her an sönebilir…

İşte ben bütün bunları düşünürken Toplumsal Sağlık Psikolojisi Uzmanları’na ne kadar ihtiyaç olduğunun farkına vardım. O yüzden yazımın başında bu konunun altını çizerek birkaç hususu izah etmeye çalıştım.

Dünyayı kasıp-kavuran Koronavirüs(Covid/19) salgını yakın bir zamanda kontrol altına alınabilecek bir durum olmadığını ne yazık ki Dünya Sağlık Örgütü Acil Durumlar Başkanı açıkladı. Yani, bu salgın uzun bir süre daha devam edecekmiş.

Dünya Sağlık Örgütü Acil Durumlar Birimi Başkanı ilginç, kritik ve korkutucu açıklamalarda bulundu. Bilhassa salgının ne zaman biteceği konusunda hiçbir kimsenin tahmin yürütemeyeceğini belirterek şunları söylemiştir. “İnsan vücuduna ilk kez giren yeni bir virüs. Bu nedenle virüsü ne zaman kontrol altına alacağımızı tahmin etmek çok zor.  Salgının ne zaman biteceğini kimse tahmin edemez. Kontrol altına almak bile 4-5 yıl sürebilir. Virüs bizi hiç terk etmeyebilir. Bu virüs toplumlarımızda endemik olarak da kalabilir.” diyerek yine de umut verici önemli bir cümle kullandı. O da “En büyük umudumuz AŞI.” diyerek yüreklerimize su serpti. Elbet ki en büyük umut aşıydı…

Türkiye’de salgın bitti, sona erdi, kontrol altına alındı gibi bir anlayışın ne kadar yanlış olduğunu dünyanın en büyük sağlık örgütü aleni bir şekilde açıklıyor. O yüzden de toplum olarak hiçbir zaman rehavete kapılmamalıyız.

Dünya Sağlık örgütü daha yeni açıkladı; bu salgını kontrol altına almak 5 yıl sürebilir diyor ama biz toplum olarak daha şimdiden salgını neredeyse sonlandırdık ki sokakları, parkları, caddeleri boş bırakmıyoruz. Türkiye’de büyük bir rehavet yaşanıyor. Bazı şehirlerimizde ise korkutucu manzaralara şahin olunuyor. Yazın gelmesiyle birlikte neredeyse plajların bir an önce açılmasını bekleyenler var. Maalesef Türkiye’de halkımız, sanki salgın kontrol altına alındı gibi büyük bir rehavet içine girildi.

Şayet salgınla ilgili devletin uyarılarını dikkate almaz isek Türkiye’yi büyük bir felaket bekleyebilir. Yani, salgını tam sıfırlamak üzereyiz derken yeniden hortlatırız. Silbaştan bir daha… Ve yeni can kayıpları, yeni vakalar, yeni testler…. Tekrar başa döneriz. Mademki bu salgının dünya üzerindeki kontrolü daha 4-5 yıl sürecekmiş o halde nedir bu rehavet… Madem ki bu salgının yegane sona ermesi köklü ve sonuç verici aşıya bağlı. Peki, bu aşı daha bulunmadan nedir bu vurdumduymazlık ve kendini salıvermek…

Türkiye daha yeni yeni salgını kontrol altına alma aşamasına geldi. Yeni yeni test sonuçlarını artırmaya başladık. Yeni yeni vakalar ve ölümler azalmaya başladı. Tam sonuca giderken ani bir REHAVET Türkiye’yi korkunç sona hazırlayabilir. Salgında büyük patlamalar yaşanabilir. Vakalar artabilir. Ölümler korkunç hale gelebilir. İş işten geçmeden devlet ve millet olarak  bir an önce bu hususlar üzerine yoğunlaşarak acilen her türlü önlem ve tedbiri almamız gerekiyor.

O halde devlet olarak verilen bu mücadeleyi aynı şekilde titiz ve halde bir halde devam ettirmek. Biz vatandaşlar olarak da (yani tüm toplum olarak demek istiyorum) Koronavirüs salgınına yönelik alınan tüm önlemleri sindirerek tüm kurallara harfiyyen uymaktır. Başka da bunun bir yolu yoktur. Aceleci olmamalıyız, sabırla kurallara uymaya devam etmeliyiz. Kendi karantinamızı kendimiz yapmalıyız. Maskesiz ve eldivensiz asla sokağa çıkmamalıyız. Ne zaman sokağa çıkma konusunda devletin uyarılarına kulak verip tatbik etmeliyiz. Bu ülke hepimizin… Başka gidecek bir yerimizde yok. Devlet ve Millet olarak kenetlenmeliyiz ve bu salgına karşı adeta seferber olup şuurlu bir şekilde mücadele etmeliyiz. Her şeyi devletten beklemeliyiz.