İhanet Eden Yılmaz Ateş Değil CHP’dir!.. CHP Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, Kurmuş Olduğu Siyasi Parti’ye ve Kendi Tabanı/Seçmenine İHANET ETMİŞTİR… Muhsin AKIL

0
308

Muhsin AKIL

Eski CHP Genel Başkan Yardımcısı ve 22. Dönem CHP Ankara Milletvekili ve bugün CHP’den ihraç edilen Yılmaz Ateş’in önemli bir açıklamasıyla yazıma başlamak istiyorum:

Yılmaz Ateş: “Benim partim CHP, FETÖ’ye teslim oldu. Teslim olmasaydı 15 Temmuz Darbesi olamazdı. CHP dik durabilseydi FETÖ 15 Temmuz’u yapamazdı. Hangi gizli el bunu yaptı… Gizli bir el olmasa her şey aleni olurdu… Deniz Baykal’a yapılanlar darbedir. Sırtımızdan bıçaklandık…”

Her şey eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a Kurulan Oyun/Tuzak/Kumpas ile başlamıştı… Bir Kaset Oyunu/Tuzağı/Kumpası nedeniyle eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal istifa etmek zorunda kaldı. Siyasi arena aniden karışmıştı… CHP’nin üzerine çöken kâbus yüzünden CHP tabanı şoktaydı! Her kafadan bir ses çıkıyordu. Tabi ki medya da bu olayın üzerine giderek manşetlerle gündeme taşımıştı.  O dönemde bu olayın perde arkası bilinmediği için çok farklı, çarpıcı, ilginç, hatta absürt ve saçma-sapan yorumlar bile yapılıyordu. Her zaman olduğu gibi ahkam kesenler yine ilginç iddialarda bulunuyorlardı. Oysaki BİZ böyle bir olayın olabileceğini aylar öncesinden biliyorduk CHP’yi ve hatta tüm siyasi partileri uyarmıştık! Hatta aynı tuzağın MHP’ye kurulduğunu, aynı oyuna MHP’yi getirmek istediklerini ve aynı kumpasın MHP için de geçerli çok öncesinden haber etmiştik.

CHP ve MHP’den sonra sıranın AK Parti’ye geleceğini de aleni/açık bir şekilde yazmıştık. Bir GÜÇ tarafından Türkiye üzerinde büyük bir oyun oynandığını ve partileri dizayn ettiklerini de bir yazımda belirtmiştim.

Hatta bu konuda bir yazımda aynen şunu demiştim: “Parti liderlerine kızıyorum. Birbirinizi neden suçluyorsunuz? Bu işin peşine düşün. Dün ona yapılan bugün başkasına yarın AK Parti’ye yapılacaktır. MHP’de de olacağını tahmin ediyordum. İstedikleri adamları getireceklerdir. Partilerin içinde taşeronlar var. CHP de MHP de AKP de hata yapıyor.”

Geçmiş yıllara giderek bu konuyu derinlemesine yeniden irdeleyip analiz ettim. Hatta o günden bugüne CHP de neler değiştiğini konusuna vurgu yaparak şu anda eski CHP Genel Başkanı Yılmaz Ateş’i yeniden gelmesi üzerine daha farklı bir açıdan olayları mercek altına alıp siz değerli okuyucularıma sunuyorum.

Türkiye’de aradan yıllar geçse de asla unutulmayacak olan büyük olaylar cereyan etmiştir. FETÖ’nün 15 Temmuz Darbesi öncesi CHP’de Genel Başkan Deniz Baykal’a yapılan darbe o günün Türkiye’sinin gündemine oturmuştu. Çünkü Deniz Baykal’a yapılan darbenin perde arkasını bilenlerden birisiydim. Yani, böylesi bir darbenin olacağını çok öncesinden öğrenmiş ve CHP’yi uyarmıştık. Hem de Anayurt gazetesinde yazmış olduğum bir yazı ile…

Daha sonra benim bu uyarımı ciddiye/dikkate alarak beni arayan eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş ile bu konuda birkaç kez görüşüp bir hayli bilgi alış-verişinde bulunmuştuk. Aynı şekilde Deniz Baykal ile de Antalya’da bu konu üzerine görüşmüştüm. Fakat iş işten geçmişti. Olan olmuştu. Bunlar sonra neler yapılabilir hususları üzerinde durmuştuk.

Kısa bir hatırlatma ve giriş yaptıktan sonra şimdi asıl konumuza geçelim.

Bu yazımın konusu konusu eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş’in tekrar gündeme gelerek CHP’ye kurulan kumpas/tuzak ve Yılmaz Ateş’in medyada yapmış olduğu açıklamalarıdır.

15 Temmuz Darbesi’nden çok önce aslında CHP’de de bir darbe yaşanmıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal gitmiş yerine Kemal Kılıçdaroğlu gelmişti. Hem de kurultaydan kısa bir süre önce… CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a kurulan kaset kumpası/tuzağı sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan olması CHP’yi bir hayli karıştırdı. Bilhassa CHP’de Deniz Baykal’a yakın kesim büyük bir şok yaşamıştı. İşte bu ekipten eski CHP Genel Başkan yardımcısı ve CHP 22. Dönem Millet Vekili Yılmaz Ateş suskunluğunu bozmuştu. O günlerde ses getiren açıklamasını yapmıştı. Peki, neydi bu açıklama?!

CHP o günden bugün çok mu çok değişmişti. CHP’de yapılan darbe sonrası CHP artık eski CHP değildi. CHP Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu o eski CHP’den bir eser kalmamış ve tamamen değişmişti. Aslında CHP’de köklü değiş eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın istifası ile birlikte başlatılmıştı! Büyük bir oyun, büyük bir tuzak ve büyük bir kumpas sonucu CHP’ye tarihinde görülmedik bir darbe vurulmuştu. Bu oyun, tuzak ve kumpas sonucunda da eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Genel Başkanlıktan istifa etmek zorunda kalmıştı. Yani, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a kurulan kumpas sonrası yeni CHP’nin başına gelen Kemal Kılıçdaroğlu’un icraatları ile başlamıştı her şey…

Eski Genel Başkan Deniz Baykal’a kurulan bu kumpasta Kemal Kılıçdaroğlu’nun parmağı var mıdır yok mudur bu konuda herhangi bir şey söyleyemiyoruz! Olabilir de olmayabilir de! Şayet bu oyunda/tuzakta/kumpasta rol oynamamışsa bile oyuna getirilmiş ve kullanılmış olabilir! Yani, bu tuzakta kendisinin parmağı olmasa bile parmağı olanlarla birlikte hareket ederek bu suça ortak olmuştur diye düşünüyoruz. Çünkü daha sonra yeni CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 6 danışmanın FETÖ ili ilişkisinin çıkması sonucu zaten bizi böyle bir düşünceye itiyor. İşte bu konuda biz eski CHP Genel Başkanı Yılmaz Ateş’in açıklamalarına katılıyoruz. Biz de Yılmaz Ateş gibi düşünüyoruz.

Deniz Baykal’a yakınlığı ile bilinen ve CHP eski Genel Başkan Yardımcısı ve 22. Dönem Milletvekili Yılmaz Ateş’in bu süreç içinde bir televizyon kanalına çıkarak “Benim partim CHP, FETÖ’ye teslim oldu. Teslim olmasaydı 15 Temmuz Darbesi olamazdı.” dedi. Bu sözler Yılmaz Ateş’in CHP disiplin kuruluna verilmesine yol açtı. Ve kısa bir süre sonradan partiden ihraç edildi. Daha sonraki yıllarda da ara-sıra bu konuda gündeme geldi ve medyada tartışıldı.

 

Yılmaz Ateş’in yeniden gündeme gelmesi ve birçok gazete, televizyon, internet sitesinde aynı konu üzerinde durularak haber, yorum ve yorumlar yapılması boşuna değildir! Yani, konunun asla eskimeyeceğini, unutulamayacağını ve hep taze kalacağının en açık kanıtı olsa gerek. Bilhassa aynı konuyu birçok köşe yazarı yeniden gündeme getirdi. Ayrıca Yılmaz Ateş bazı televizyonların konuğu olarak röportajlar verdi.

Geçtiğimiz günlerde Yılmaz Ateş ile yapmış olduğum telefon konuşmasında bu konu üzerinde kısa bir sohbetimiz olmuştu. Oysaki Yılmaz Ateş ile ayrı dünyaların insanı olsak da ortak birçok ortak yönümüz var. En azından insani değerlerde, karşılıklı saygı ve sevgide anlaşabiliyorduk. O ne kadar CHP’li, sosyal demokrat, olsa da ben Milli Görüş ve İslami Görüş çevresinden gelen devletinin ve milletinin bekasını düşünen ve aynı zamanda AK Parti’yi kurulduğu günden bu yana ne kadar desteklese de bir o kadar eleştiren birisiyim. Aynı zaman da bir o kadar derin gazetecilik yaparak terörle mücadelede, istihbaratta, dış politikada ve derin/gizemli konularda uzmanlaşmış biri olarak elbet ki farklı yönlerim olacaktır kendi çevrem ve camiam ile… Ön yargılı, fanatik, bağnaz, egoist biri olmadığımı zaten tüm çevrem ve tüm okuyucularım bilmektedir. O yüzden siyasi fikri, içinde bulunduğu görüp, yaşam şekli ne olursa olsun yeter ki insan olduktan sonra mutlaka diyaloglarım, irtibatlarım olmuştur. Ayrıca zaman içinde dostluğa dönüşen diyalog ve ilişkiler… İşte Yılmaz Ateş de bunlardan birisidir. Yılmaz Ateş ile  birçok ortak noktamız var. Her şeyden önce o da ben de yıllarca gazetecilik yaptık. Meslektaşım… Tabi ki yaşça benden büyüktür ve ağabeyimdir. Ne kadar siyasi görüşümüz ayrı bile olsa ortak noktamızdan en önemlisi haksızlıklara karşı gelmek. Haksızlıklar karşısında susmamak. Doğruyu aramak ve doğruyu bulmanın mücadelesini vermek.. Her şeyden önce ortak değerler üzerinde anlaşabilmek ve yanlışlara karşı doğru bir şekilde mücadele edebilmek… İşte bütün bunlardan dolayı ne zaman CHP’ye kurulan tuzak/oyun/kumpas ve Yılmaz Ateş gündeme gelse ben hep yanında oldum ve olmaya da devam edeceğim..

Peki Yılmaz Ateş’i ne kadar tanıyoruz?! Kişiliği/karakteri, düşünceleri… Nereli, asıl mesleği, siyasete ne zaman girdi, kaç yıldır siyaset yapıyor, siyasi hayatı boyunca vermiş olduğu mücadele… İşte bütün bu soruların cevabını vermek için önce kısa da olsa özgeçmişinden bahsetmek isterim.

Yılmaz Ateş 2 Ocak 1953 Tunceli, Ovacık doğumludur. Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü’nden mezundur. Yıllarca çeşitli gazetelerde muhabirlik, istihbarat şefliği, yazı işleri müdürlüğü, DİSK Sosyal-İş’te basın müşavirliği yapmıştır. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) işyeri temsilciliği, Türkiye Gazeteciler ve Basın Sanayi İşçileri Sendikası (Basın-İş) Genel Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD)’nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve dört dönem genel başkanlık yaptı. Aynı zamanda sivil toplum örgütlerinden de uzak kalmamıştır. Buralarda da hizmetleri olmuştur. Tunceli Kültür ve Dayanışma Vakfı kuruculuğu ve iki dönem yönetim kurulu üyeliği, Türk-İsveç Dostluk Derneği kuruculuğu ve yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulunduğu gibi… 20. ve 22. Dönem Ankara Milletvekili. Ve 22. Dönem’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan vekilliği görevini yürütmüştür. Yılmaz Ateş evli ve 3 çocuk babasıdır.

Şimdi Yılmaz Ateş ile ilgili asıl önemli bir konuya açıklık getirmeye çalışacağım. Ne zaman CHP’ye yapılan kumpas/tuzak/oyun gündeme gelse Yılmaz Ateş hakkında hep Deniz Baykal’a yakınlığı üzerinde durulur! Oysaki Yılmaz Ateş’in özgeçmişi/biyografisi kurcalandığında ve CHP’deki hizmetlerinin tarihçesi araştırıldığında hiç de öyle olmadığı çok iyi anlaşılır. Yılmaz Ateş’i sadece Deniz Baykal’a yakınlığı üzerinde CHP’deki kumpas/tuzak/oyun konusuna bakamayız! Çünkü Yılmaz Ateş bu hususta çok hassa durmaktadır. Ve ne zaman bir açıklama yapsa, bir televizyon programına çıksa ve ne zaman kendisine ‘Deniz Baykal’a yakınlığı sorulsa’ hep izah etmek zorunda kalmıştır. Peki, neydi izah ettiği konu?!

O zaman biz Yılmaz Ateş’in biyografisi/özgeçmişinde eksik bıraktığımız yönü tamamlayalım. Yani siyasi hayatını!.. CHP’ye girdiği günden bugüne neler yaptığını demek istiyorum. İsterseniz bir televizyon kanalında ‘benzer bir soruya’ vermiş olduğu cevapla bu hususa da açıklık getirmiş olacağız.

Yılmaz Ateş, 17 Kasım 2019’da Haber Türk TV’de Kübra Par’la yapmış olduğu “Açık ve Net” programında yukarıda bahsetmiş olduğumuz hususu sorulan soruya vermiş olduğu cevapla bakın nasıl izah ediyor.

“Ben CHP’de sadece milletvekilliği ve Genel Başkan Yardımcılığı yapmadım 1970’li ve 1990 yıllarda il sekreterliği, il başkanlığı, parti meclis üyeliği, merkez yönetim kurulu üyeliği, 2002 -2007 arasında meclis başkan vekilliği, 2004 de CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı, ve genel başkan yardımcılığı… Deniz beyle çalıştığım gibi Erdal beyle de çalıştım SHP dönemlerinde, SHP ve CHP ayrı iken de daha ayrılmadan ben başladım siyasete sonra CHP kuruldu açıldı, ben SHP de siyasete devam ettim, Sayın Erdal İnönü ile çalıştım, Sayın Murat Karayalçın ile çalıştım, sayın Hikmet Çetin ile çalıştım, arkasından sayın Deniz Baykal ile çalıştım, Kemal beyle de değişik görevlerde çalıştım. MYK üyesiydim Kemal beyle beraber. Kemal bey Grup Başkanvekili olduğunda ben Genel başkan yardımcısıydım. Hemen hemen CHP ve SHP’nin bütün liderleriyle çalıştım.”

Yılmaz Ateş’e şimdi diyebilir miyiz sadece Deniz Baykal’a yakın!.. Yahu Yılmaz Ateş ömrünü CHP’nin her döneminde görev yaparak geçirmiş. CHP’de her alanda hizmet etmiş. Deniz Baykal’a yakın olduğu için yeni CHP’ye karşı çıktı, o yüzden Deniz Baykal’ı savunu vs. şeyler boşunadır. Her şey açık ve aleni…

Neyse ki Deniz Baykal’a yakınlığı konusunu aydınlatmış olduk. Ama yeterli mi?! Hayır aynı sorular mutlaka yine sorulacak. Ta ki tatmin olununcaya kadar… Yeni CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yönetimine karşı çıkmasının, sert açıklamalar yapmasının altında hala çapan arayanlara olacak! Bunun cevabını Yılmaz Ateş kendisi verecek. Hem de 1980 yıllara giderek. Yani CHP’nin her döneminde içeriden veya dışarıdan yapılan tüm haksızlıklara karşı nasıl bir mücadele verdiğiyle ilgili ilginç bir anısını yine Haber Türk TV de Kübra Par ile yapmış olduğu ‘Açık ve Net’ programında anlatıyor:

“Ben gazeteci kökenliyim. 12 Eylül döneminde çağdaş gazeteciler genel başkanıydım. O dönem, yani 12 Eylül dönemi Türkiye nefes alamazken bir grup arkadaş biraraya geldik bir dilekçe verdik o günkü devlet başkanı Kenan Evren’e çünkü basın açıklaması yasaktı, bildiri yasaktı, biz 1251 kişi dilekçe verdik. Basın bunu AYDINLAR DİLEKÇESİ diye manşetten verince Kenan Evren çıldırdı, dedi ki “Aydın geçiniyorlarmış, Abdülhamitte aydındı ama vatan hainiydi. Emrediyorum bunlar hakkında gerekin yapın savcılar” diye.. Toplam 1251 kişi olan grubumuzdan her birimiz hakkında dava açıldı. Sol, demokrat kesimin nefes almaya korktuğu bir dönemde daha bir o günkü yanlış gördüğümüz askeri yönetime dahi isteklerimizi ilettik. Vatan haini ilan edildik ama bu hepimiz için bir demokrasi madalyası idi. Bunu şunun için anlatıyorum, o herkesin birbirine selam vermeye korktuğu o karanlık dönemlerde sol yayınlarının sahibi İlhan Erdost ve kardeşi Muzaffer Erdost sıkıyönetim bölgesinin askeri mekanda işkence ile öldürüldü. Herkesin birbirine selam vermediği bir dönemde benim başında olduğum Çağdaş Gazeteciler Derneği İlhan Erdost’a yılın yayıncısı ödülünü verdi. Ankara’nın o günkü sıkıyönetim komutanı Recep Ergun bütün hakaretlerini, bütün baskılarına biz karşı durduk ve direndik. Bunun şunun için anlattım, yani ben en karanlık, en zor dönemlerde ben siyaseti böyle yaptım. Bir haksızlık olduğu zaman ben tepkimi koyuyorum. Dolayısı ile partim CHP de de bir yanlışlık gördüm. Sayın Baykal’a kurulan komployu ben daha ilk gün şöyle değerlendirdim. Baykal’ın şahsında CHP kurulan bir komplo ve tuzaktı. Niye CHP ye kurulan bir tuzaktır çünkü CHP bütün emperyal güçlere direnerek 1 Mart teskeresine HAYIR dedi. O olaydan sonra balyoz, Ergenekon, casusuluk davaları başladı. Ordunun burnunu sürtmeye çalıştılar. O dönemde o dönemin Başbakanı “Ben bu davanın savcısıyım dedi” o günkü Genel başkanım da çıktı dedi ki  “Ben de bu davanın avukatıyım” dedi. Şimdi ne oldu?! Savcı nerede avukat nerede? Kim haklı çıktı?! Bize kurulan komplonun temelinde 2010 yılında yapılan Anayasa Değişikliği var!”

Yılmaz Ateş’in 17 Kasım 2019’da Haber Türk TV’de Kübra Par’la yapmış olduğu “Açık ve Net” programını izlerken yapmış olduğu açıklamalar arasında önemli hususlar vardı. Bunlardan birisi program sunucusunun sormuş olduğu şu soruydu: “Geçtiğimiz haftalarda dediniz ki “MHP’yi ve FB kulübünü tebrik ediyorum, maalesef benim partim teslim oldu FETÖ ye, ama MHP ve FB kulübü o terör örgütüne teslim olmadı. Eğer dik durabilseydik 15 Temmuz Darbe girişimi olmayacaktı. CHP FETÖ ye nasıl teslim oldu bu sözlerinizle ne demek istediniz? Ve Yılmaz Ateş bu sorunun cevabını şöyle verdi: “Terör örgütünün Mayıs 2010 yılında partimize kurduğu kaset komplosuna yönetim olarak dik duramadık. MHP dik durdu, FB dik durdu, kendilerini tebrik ediyorum bu konuda söz söylenmeyecek tek örgüt CHP’dir. Ama genel başkan yardımcısı olarak görev aldığım yönetim mücadeleyi göze alamadı terör örgütüne teslim oldu, iktidarı ile muhalefeti ile siyaset kurumu bu komploya teslim olmasaydı 15 Temmuz darbe girişimi olmazdı.”

Bir de Deniz Baykal CHP’den istifa ettiğinde Kemal Kılıçdaroğlu kendisine aday olup-olmadığı soranlara ‘hayır aday değilim’ açıklamasını yapmasına rağmen, bu konunun da perde arkasını aydınlatıyordu Yılmaz Ateş. O günleri anlatırken “Ben Kılıçdaroğlu’nun kendine bile sorduğumda aday Baykal Mayıs 2010 da istifa etti. 12 gün sonra kurultay vardı. Zaten Kemal beyin adaylığını açıklaması da Deniz beyin istifasından bir hafta sonradır. Kendi aramızda konuşmadık Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili. Ben Ali Kılıç beyin evinde kendisine “Ne yapacağız diye sorduğumda dedi ki “doğrusu şu Deniz bey yeniden gelmelidir dedi.  Hatta siz örgütten sorumlu genel başkan yardımcısı olarak ikinci adam olursunuz. Beni de yanınıza alırsanız ben de sizinle birlikte MYK da çalışmak istiyorum dedi. Bütün ısrarlı sorularıma rağmen bana Kılıçdaroğlu bu cevabı verdi. Bu görüşme Çarşamba günü oldu. Pazartesi günü hiçbirimize haber vermeden sadece Önder Sav beyin ekibi ile hareket ederek adaylığını açıkladı. Ben de adaylığını açıkladığı gün sizin bana dediğiniz o açıklamayı yaptım”.

İşte yapılan bu açıklamalar içinde önemli satır başlıkları: “CHP dik durabilseydi FETÖ 15 Temmuz’u yapamazdı… Hangi gizli el bunu yaptı… Gizli bir el olmasa her şey aleni olurdu… Deniz Baykal’a yapılanlar darbedir. Sırtımızdan bıçaklandık…”

Yılmaz Ateş CHP’den ihraç edildiğini öğrendiğinde nasıl tepki verdiğini ve düşündüğünü anlatırken bakın neler söylüyor:

“Sayın genel başkan diyor ki, kulağından tutar kapının önüne atarım. Bunu diyemez.  Bir haber sitesi üzerinden CHP’nden dün ihraç edildiğimi öğrendim. Karar tebliğ edildiğinde gerekli açıklamayı yapacağım. Şimdilik şu kadarını söyleyebilirim: İlçe-il kongrelerini dahi baskı altına alan Delegelerin özgürce seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılan bir anlayıştan “düşünce özgürlüğüne saygı” beklenemez. Ancak benim için şaşırtıcı olan 15 Temmuz’dan önce FETÖ terör örgütünü eleştirenleri yakan emniyet ve yargı anlayışının bugün kendisini başka ortamlarda göstermesidir.”

CHP’li Özgür Özel’den Yılmaz Ateş’in açıklamalarına tepki: Partisine ihanet etmiştir: CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, eski CHP’li vekil Yılmaz Ateş’in “CHP, FETÖ’ye teslim oldu” sözlerine tepki gösterdi. Yılmaz Ateş’in eski partisine doğrudan ve kasten ihanet ettiğini belirten Özel, “Kendisini noktasız, virgülsüz şekilde ayıplıyoruz, kınıyoruz” ifadelerini kullandı – 23.10.2019

Yüksek disiplin kurulu CHP Genel Merkezi’nde toplanarak gündemindeki disiplin dosyalarını görüştü. Toplantıda geçtiğimiz günlerde sözlü savunmasına başvurulan eski Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş’in Ankara İl Disiplin Kurulu kararıyla partisinden ihraç edilmesine ilişkin kararı masaya yatırıldı.

OY ÇOKLUĞU İLE İHRAÇ KARARI: Toplantıda yapılan değerlendirme sonucunda Ateş hakkında CHP Ankara İl Disiplin Kurulu’nun partiden ihraç edilmesine ilişkin kararı onandı.

Kararın üyelerin oy birliğiyle alındığı öğrenildi.

YILMAZ ATEŞ’TEN CHP’YE ELEŞTİRİ: CHP’den ihraç edildiğini internetten öğrendiğini açıklayan Yılmaz Ateş, “İlçe-il kongrelerini dahi baskı altına alan, delegeleri özgürce seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakan bir anlayıştan “düşünce özgürlüğüne saygı” beklenemez.” ifadelerini kullandı.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel: “Yılmaz Ateş çok önemli görevlerde bulunduğu bir siyasi partiye ihanet etmiştir.” İyi de Başıh Ösgün Ösel,  Kılıçdaroığlu’nun 6 danışmanının FETÖ’cü çıkmasına ne diyeceğiz?! Acaba kim haindir diye sormazlar mı insana?! Evet, Kılıçdaroğlu mu hain yoksa Yılmaz Ateş mi?!

Bu konuyla ilgili her ne olursa olsun Yılmaz Ateş’in haklılığını asla bertaraf edemez. CHP Eski Genel Başkanı Deniz Baykal’a kurulan tuzak/oyun/kumpas CHP tarihinde kara bir gün kara bir leke olarak anılacaktır. Aynı şekilde yıllarını CHP’ye vermiş böylesi bir insanın partisinden uzaklaştırılması ve  ihraç edilmesi CHP tarihinde kara bir leke olarak kalacaktır!

Yılmaz Ateş de en doğrusunu yaptığımıza inanıyorum. Bu yüzden de Yılmaz Ateş’i destekliyorum.

Ve ne kadar ayrı bulvarlarda olsak da siyasi fikirlerimiz ve olaylara bakış tarzımız ayrı da olsa çok sevip-saydığım, değerli dost/ağabey Sözcü gazetesinin Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün 1 Kasım tarihli “CHP terör örgütüne teslim oldu mu?” başlıklı yazısının okunmasında fayda görüyorum.

Saygı Öztürk/SÖZCÜ: Yılmaz Ateş, SHP’den başlayarak 30 yıllık siyasi hayatında CHP’de genel başkan yardımcılığı, milletvekilliği, TBMM Başkanvekilliği görevlerinde bulundu. CHP’nin önceki Genel Başkanı Deniz Baykal’a yakınlığıyla da bilinir. Tuncelili olmasına rağmen, CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile yıldızlarının pek barıştığı söylenemez. En azından dışarıdan öyle görünüyor.

Yılmaz Ateş’in, Başak Şengül’ün CNN Türk’teki programındaki açıklaması, onun CHP’den gündeme getirdi. Seçimde CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce, partisi hakkında o sözleri söyleyen Yılmaz Ateş’in, yalnız partiden ihraç edilmekle kalmayıp derhal hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmasını, iddiasını kanıtlamasını istedi.

İŞTE O SÖZLER

Yılmaz Ateş hakkında CHP Ankara İl Başkanlığı tarafından partisinden tedbirli olarak ihraç talebiyle disiplin soruşturması başlatıldı. Ateş’i ateşe atan sözlerinin ne olduğunu okuyalım.

“Terör Örgütü’nün 2010 partimize kurduğu kaset komplosuna yönetim olarak dik duramadık. MHP dik durdu, Fenerbahçe dik durdu, kendilerini tebrik ediyorum. Bu konuda söz söylenemeyecek tek örgüt, CHP örgütüdür. Ama Genel Başkan Yardımcısı olarak içinde yer aldığım yönetim mücadeleyi göze alamadı, terör örgütüne (FETÖ) teslim oldu. İktidarı ve muhalefeti ile siyaset kurumu bu komploya teslim olmasaydı, 15 Temmuz Darbe Girişimi olmazdı.”

İçinde bulunduğu yönetime dönük eleştirilerde bulunan partinin, FETÖ’ye karşı mücadele edemeyip teslim olduğunu dile getiren Yılmaz Ateş’in durumu genel merkezde çok büyük bir rahatsızlık yarattı. İsimsiz, imzasız dilekçeler dolaşıma sokuldu. O dilekçede şöyle denildi:

“Yılmaz Ateş, bu sözleriyle, CHP’yi terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak ve darbecilikle suçlamıştır. Bu nedenle iftira atmak suretiyle partimizin manevi şahsiyetini aşağılamıştır. CHP’den milletvekili seçilmesi sebebiyle ömür boyu milletvekili maaşı alıyorken kendi partisine saldırıp ihanet eden, alçaltıcı iftiralar atan, iktidar partisinin ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin yandaşı MHP’yi tebrik etmesi kabul edilemez bir uçtur. Bu nedenle, Yılmaz Ateş’in CHP il Disiplin Kurulu’na sevk edilerek partiden ihraç edilmesini arz ederim.”

ATEŞ NE DİYOR?

Bu dilekçeden haberdar olan ve bunun genel merkez kaynaklı olduğuna ilişkin bazı ip uçlarına ulaşan Yılmaz Ateş, Genel Başkan Yardımcıları Muharrem Erkek ile Oğuz Kaan Salıcı’ya telefonla mesaj gönderdi, kendisinin disiplin kuruluna verilmesine ilişkin dilekçelerin dolaştığını belirtti. Ancak Salıcı ve Erkek’ten dönüş olmadı. Ateş, dilekçelerin genel merkez tarafından örgütlü bir biçimde dolaşıma sokulduğunu düşünüyor.

Bunun üzerine Yılmaz Ateş saat 17.58’de Ankara İl Başkanı Rıfkı Güvener’i aradı ve dilekçeyi okudu. Güvener, disipline verilme gibi bir durumun olmadığını, o dilekçelerden de bilgilerinin bulunmadığını söyledi. Ancak, iki saat sonra il Sekreteri, Ateş’i aradı ve savunma yapmasını istedi. Ateş savunmasında şunları yazdı:

“Bu sözlerim, içinde yer aldığım dönemin yönetimine yönelik bir eleştiri özeleştiridir. Bu gelişmeleri dünya ve Türkiye kamuoyu olarak hep birlikte yaşadık ve seyrettik. CHNP, Türkiye’de demokratikleşmeyi, düşünce özgürlüğünü savunan bir partidir. Genel Merkez yönteticilerimiz de zaman zaman özeleştiri yapmaktadırlar. Sorun bu sözlerimde değil, sorun programın tamamını veya en azından ilgili bölümünü izlemeden ekranlara çıkan yetkili-yetkisiz kişilerin yaptığı değerlendirmeleridir.

“İNCE, BAŞVURSUN”

Bu köşede, Muharrem İnce’nin sözlerine de yer vermiş, Yılmaz Ateş’in disiplin kuruluna verilmekle kalmayıp parti yönetimi tarafından hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na da suç duyurusunda bulunulmasını istemişti. Yılmaz Ateş, İnce’nin o sözleri programda cımbızlanan sözleri üzerine yaptığını belirtti ve açıklaması şöyle oldu:

“İçinde yer aldığım yönetime yönelik eleştiri-özeleştiri sınırları içindeki bu sözlerimden ötürü, partimizde önemli görevlerde bulunmuş sayın Muharrem İnce, Disiplin Kurulu’nu yeterli görmeyerek ‘Cumhuriyet Savcılığı’na yakışan, kimseye ihale etmeden hemen Cumhuriyet Savcılığı’na başvurmasıdır. 30 yıllık siyasi hayatımda kamuoyu önünde partime zarar veren hiçbir sözüm ve eylemim olmamıştır, olamaz da.”

Siyasetin “Ne söylenmesi değil, ne söylenmemesi gerektiği sanatı” olduğu söylenir. Yılmaz Ateş, sözlerinden dolayı disiplinde. İl disiplin kurulunun kararı nasıl olacak onu da birkaç gün içinde öğreneceğiz.”

Yukarıda okuduğunuz bu derlemelerden sanki Yılmaz Ateş’in CHP’ye ihanet ettiği izlenimi verilmeye çalışılmış. Yılmaz Ateş’in yapmış olduğu konuşmaları üzerinden bir ihanet senaryosu yazılmaya çalışılmış!

Yılmaz Ateş’in “Darbe ve işgal” başlıklı o yazısı:

“Çıkarlarımız için Deniz Baykal CHP’nin başından gitmelidir.” (ABD Ankara Büyükelçisi’nin Vaşington’a gönderdiği rapor-2008)

“Baykal’ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu getirilebilir mi? Arkadaşları ve çevresini araştırıp bildiriniz.” (ABD Dışişleri Bakanı Clinton’un Ankara Büyükelçisi’ne gönderdiği mesaj-2008)

Bunları Wikileaks belgelerinden öğrendik.

“CHP’nin batılı anlamda sosyal demokrat parti olması için Baykal istifaya zorlanmalı, Kılıçdaroğlu genel başkan olmalıdır. Kılıçdaroğlu gelirse parti politikaları değişir.” (Silkort Enstitüsü Raporu-2009)

“Kurultaya yakın CHP’de bir deprem olacak, Baykal istifa edecek Kılıçdaroğlu genel başkan olacak.” (Muhsin Akıl / Anayurt Gazetesi-22 Mart 2010)

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasının üzerinden tam 10 yıl geçti. Seçildiği ilk kurultayda Kılıçdaroğlu, “Bana izin verin kadromla geleyim, ilk seçimde yüzde 40 oyla tek başımıza iktidar olalım. Size ilk seçimde iktidar sözü veriyorum. Bu söz Kılıçdaroğlu sözüdür” demişti. Parti içi demokrasiyi eksiksiz uygulayacağını, her kademede önseçim yapacağı taahhüdünde de bulunmuştu. Sonraki açıklamalarında da bu iddiasını sürdüren Kılıçdaroğlu, yüzde 40 oy almazsa istifa edeceğini söylemişti.

İstediği kadrosunu kurmuştu ama 2011’de yapılan ilk genel seçimde yüzde 25, son yapılan 2018 milletvekili seçiminde yüzde 22.65 oy alınmıştı. 2019’daki son yerel seçimde de (30 Büyükşehir Belediyesi’nden 11’ni aldığımız) belediye meclis oyumuz yüzde 29.36’ydı. Bugünlerde yapılan kamuoyu yoklamalarına baktığımızda oy oranımız yüzde 17.7-25 aralığında görünüyor. 2010 Nisan ayındaki kamuoyu yoklamalarına göre CHP’nin oyu yüzde 28-30 bandındaydı.

Parti içi demokrasi ise sizlere ömür: Kurulduğu günden bu yana Parti politikalarının, seçimlerin değerlendirildiği, vizyon belgelerinin oluşturulduğu seçimsiz Küçük Kurultay, Onur Kurulu bir kez dahi toplantıya çağrılmadan tüzükten kaldırıldı. İlçe-İl kongreleri tek aday dayatması ile işlevsiz kılınarak yönetimler ve delegasyon genel merkez tarafından belirlendi. Grup Başkanvekillerinin seçimi fiilen ortadan kaldırıldı.

‘ÖNCE KADROLAR SONRA POLİTİKALAR HEDEF ALINDI’

Bugün önseçimle gelmiş bir tek milletvekili ve belediye başkanı yok; tamamı Genel Merkez tarafından atandı. Yani Kılıçdaroğlu’nun verdiği sözlerin ve taahhütlerin hiçbiri bu 10 yılda yerine getirilmedi veya getirilemedi ama uluslararası güçleri rahatsız eden politikalar tek tek değiştiriliyor.

Politikalardan önce, bu güçleri rahatsız eden kadrolar etkisiz hale getirildi, sessizliği bozanlar partiden atıldı.

Ermenistan ilk başbakanının dahi ağzına almadığı “soykırım” kelimesi, 2011’den itibaren CHP’nin Genel Merkez yetkilileri tarafından her 24 Nisan’da tekrarlanır oldu.

Yunanistan’nın Ege Denizi’ndeki tezleri büyük bir gayretle genel başkan yardımcısı tarafından milletvekillerine dikte edildi. Hem de genel başkanın 4 ay önceki görüşü çiğnenerek.

‘KILIÇDAROĞLU ABD’DE FETÖ YÖNETİCİLERİYLE GÖRÜŞTÜ’

Kasım 2013’te üst düzey yöneticileri ile görüşmek için ABD’ye giden genel başkan ancak bir senatörle görüşebildi. Ama bu gezide FETÖ terör örgütünün ABD’deki üst düzey yöneticileriyle bir araya gelindi. Toplantıdan sonraki ortak açıklamayla iki eşdeğer kurum görüntüsü verdirildi. Dönüşte, “Başbakan yurtdışına kaçacak, getirip yargılayacağız” dedi.

Parlamentoyu bombalayan, 2500 gazi, 251 vatandaşımızı şehit eden FETÖ terör örgütüne üyelik veya yardım-yataklık yapmaktan hüküm giyen 5 kişinin genel başkan danışmanı olarak yer alması, aynı şekilde bu darbe girişimine destek verdikleri gerekçesiyle tutuklanan gazeteciler için miting düzenlenip alkışlattırılması halen izah edilemedi. 15 Temmuz’dan sonra askeri okullardan atılan öğrencilerin mağduriyetleri dile getirilirken, bu terör örgütünün kumpasları ile alınterleriyle girdikleri aynı okullardan atılan, işkence gören binlerce öğrencinin mağduriyetinden söz edilmemektedir.

Demokratik, Laik, Sosyal, Hukuk Devleti’ni kuran partinin bazı yöneticilerinin, bu devlet sistemine düşman, ortadan kaldırmaya ant içmiş, yargıda hüküm giymiş hareket mensuplarını himaye etmesine, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırı söylemlerine anlam verilememektedir.

‘ŞİMDİ KUMPASIN HESABININ GÖRÜLMESİ ZAMANIDIR’

İstifasından bir gün sonra Sayın Baykal’ın evinde 4 üst düzey yöneticiyle yapılan değerlendirmede, “Bu komplo genel başkanın şahsında CHP’ne kurulmuştur. Buna direnmeliyiz” demiştim. 15 Temmuz’da daha açık görüldü ki, bu komplo demokrasiye ve Türkiye’ye kurulmuştu. Emperyalist güçlerin 1 Mart’ta Türkiye’yi işgal planı önündeki engel CHP’ydi, Baykal’dı. 15 Temmuz’da Türkiye’yi işgal planının önündeki engel Recep Tayip Erdoğan’dı. Her iki hamlede boşa çıkarıldı, Türkiye işgal edilemedi.

Şimdi bu kumpas hesabının görülmesi zamanıdır. Kumpasın 10’ncu yılında birinci mahkemenin halen sonuçlanmaması ayıbını Türkiye daha fazla taşıyamaz, taşıyamamalıdır.

NOT: Yukarıda Okuduğunuz; Türkiye’nin Son 15 Yılını Mercek Altına Aldığım Yakında Yayınlanacak Olan Yeni Kitabımdan Bir Bölüm: Eski CHP Genel Başkan Yardımcısı ve 22.Dönem Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’e Yönelik İhraç Kararının ve Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a Kurulan Tuzağın/Oyunun/Kumpasın Perde Arkası!..)